İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Benlik Gelişimi – Sosyal Çevre

Benlik gelişimi ve kimlik arasında büyük bir bağ var. İnsan yavrusu kendisini öteki ile olan ilişkisi üzerinden tanımlıyor. Önce annenin dünyasında kendisine bir yer açılan yeni doğan zaman içerisinde çevresiyle ilişki içinde “beni” tanımlıyor. 

İnsan bir sürü hayvanı olarak sosyal çevresinden bağımsız ele alınamaz. Gelişimsel süreç de bunu destekliyor. Vamık Volkan; “kimlik,  süreklilik gösteren bir benliğin teminatıdır.” diyor ve benliğin kimlikle derinden bağlı olduğunu ekliyor. Sartre’ın “var olmak ait olmaktır.” ifadesi de yine bu noktaya dikkat çekiyor. 

Sinir sistemimizin bir bölümünün doğumdan sonra gelişmesi, DNA’mızın sosyal etkileşimle çeşitli değişimlere uğraması dış gerçekliğe ne kadar bağlı olduğumuzu gösteriyor. 

Grubun bizim için bu kadar önemli olması dünyadaki toplu fırlatılmışlığımızla yakından ilgili. Varlığımızın başından itibaren  insanın tek başına hayatta kalmasının mümkün olmaması ona doğaya ve diğer dış güçlere karşı koruma sağlayan klanın bir parçası haline getirmiştir. Bu gerçeklikte klanın dışında kalmak ölüm demektir. 

Freud klan liderini ilkel baba figürü, klandaki diğer üyeleriyse klan şefiyle özdeşim kuran çocuklar olarak tanımlar. Freud’un görüşleri kitle psikolojisiyle ilgili ilk teorileri geliştiren Le Bon ile paraleldir. Le Bon grup içinde insanın ortak bir bilinç geliştirdiğini ve bu sanki bir organizmayı oluşturan hücreler gibi hareket ettiğini, ancak grubun bütünün bu hücrelerin kendi gerçeklerinden bağımsız bir varoluşu olduğunu belirtmişti. 

Grup içinde bireyin öznelliğini kaybetmesi ego idealini lidere aktararak lideri idealize etmesi ile açıklanıyor. Bu grup üyelerinde ilkel baba figürünün uyanmasına ve gelişimsel basamakta daha önceki evrelere doğru gerilememize neden oluyor. Grup lider üzerinden birbiriyle de kenetlenerek bir tür alternatif gerçeklik yaratıyor. Süperegonun ortadan kalkması mantıklı düşünmeyi, özgün fikirleri ve ahlaki değer yargılarını ortadan kaldırarak liderin değerlendirmelerin arzusunu önceliyor. 

Grup normlarına uymamak ve grubun dışında kalma tehdidi tıpkı ilkel kabilelerde olduğu gibi üyeler için ölümle eş değer bir niteliğe bürünüyor. Norma uygun davranma, bu hipnotik durumda olmayan kişiler yani grup dışındakiler için ne kadar saçma veya anlamsız da görünse de grup üyeleri için varoluşsal bir anlam taşıyor. 

Yorumlar kapatıldı.